afiş

İki Keklik Bir Kayada: Grinin 50 Tonu

Merhabalar.

Cühela halime aldırmadan, bir film yorumuyla daha  sizlerleyim. Öncelikle belirteyim, arkadaşlarla sinemaya  gidip izlemeye utandığımız için, filmin internete düşmesini  bekledik. Düşer düşmez de bizim kıraathaneden sigara otlakçısı Yarasa Kamil indirmiş sağolsun. Cd’ye çekip elden  ele dolaştırdılar, biz de yolumuzu bulduk o şekilde. Bu yüzden, özellikle talep edilen bi yapıt olmasına rağmen  biraz gecikmiş oldu.
Film hakkında az çok bilgisi olan herkes, ne kadar bıçak  sırtı bi yorum olacağını şimdiden tahmin ediyordur. Dolayısıyla hem gecikme için hem de eğer kullanmışsak  yanlış ifadelerimiz için şimdiden özür diliyorum. (Bu arada Dudullu Söğütaltı Kıraathanesindeki bütün arkadaşlara  selam ediyorum)

Evet, eserimizin adı “50 Shades of Grey”, yani “Grinin 50 tonu”.

Hemen bi ayrıntı paylaşayım, film dns değiştirmeden de izlenebiliyormuş. Yani ben denemedim ama arkadaşlar söyledi. Bu ek bilgiyi verdikten sonra, sanırım başlayabiliriz.

50 shades of grey

Konuya hızlı bi giriş yapalım.

Aynı evi paylaşan iki kız arkadaştan biri açıktan işletme, diğeri de ilköğretim ingilizce öğretmenliği okumaktadır. İşletme okuyan kızımız, hayatının röportajını yapma fırsatını nihayet bulmuştur. Röportaj yapacağı kişi, ülkenin en büyük işletmelerinden biri olan Gri A.Ş.nin onursal başganıdır. Kendisi, bir onursal başgan için fazla genç, fazla pleyboy ve fazla karın kaslıdır.

Nedenini anlamadığımız ve pek de sorgulamadığımız bu kız röportaja, rahatsız olduğunu bahane ederek ev arkadaşını gönderir. Gazetecilik konusunda hiçbir tecrübesi olmayan esas kızımız da, tecrübesizliğini ve gerizekalılığını bir potada eritecek ve bir çuval inciri berbat edecektir. Buna rağmen, röportaj boyunca sürekli alt dudağını ısırıp elemana iş atar. Herif de bundan etkilenir. Böylelikle iki kekliğimizin hikayesi başlamış olur ve olaylar ardı ardına gelişir.

Sırada, en sevdiğim kısım var; cast ekibi. Bu filmde de, benim tanımadığım insanlar oynamış genel olarak. Başrolde, tanımadığım zengin eleman var. Kendisi helikopter ve uçak kullanabilecek kadar yetenekli ama hiç tanımadığı bi kızı arayıp bulup, kıza kahve ısmarladığı esnada “bak kızım benden uzak dur, fena yaparım” diyecek kadar embesil bi karakteri canlandırıyor. Başrolu paylaştığı hanım kızımız da yine bir o kadar ünlülükten nasibin almamış. Anayacağınız, ikisi de birbirinden ünsüz. Hatta o kadar ünsüzler ki, doğrudan gönüllüler takımını oluşturuyorlar. Aynı türe ait izlediğim filmlerle kıyaslayınca, gerçekten de baya bi gönüllü olduklarını söyleyebilirim.

cast

Eğer dikkatli bir izleyici iseniz, alt metinler bazında filmin biraz kapitalist olduğunu hemen anlayacaksınız. Genel olarak, “Zengin değil mi, sever de döver de” havası seziliyor. Bunun yanında, izlemlediğim kadarıyla
   “Herşeyi de insanın yüzüne vurmamalıyız”
   “Bazı olaylar karşısında fazla üstelememeli, biraz da alttan almalıyız”
   “Zenginin malı deniz yemiyen keriz” 
gibi mesajlar da, filmde ustalıkla işlenmiş.

punish me

Başroldeki dayının, bireysel performansı göz dolduruyor. Hatta biçok sahnede, hiçbi fedakarlıktan kaçınmayıp elini taşın altına koyarak filmi omuzlamış. Yine hanım kızımız da, büyük bi yükün altına girmiş biçok yerde. Kısacası, başrol oyuncuları açısından yoğun bi emeğin ürünü olmuş diyebiliriz.

Gelelim son kısma.
Tüm bunlara rağmen ben filmi beğendim mi? hayır.
Bu filme para verip gitmenizi tavsiye eder miyim? kesinlikle hayır.
Genel olarak göze hitap etse de, başroldeki abla haricindeki hiçkimse için elle tutulur bişey yok. Konu desen yine kopuk ve belirsiz. Hatta konulu bir film ancak bu kadar konusuz olabilirdi bence. Baştan sona saçma sapan zenginlik ve güç gösterileri, şekiller, havalar. Uçak sürmeler, helikopter binmeler, bi garaj dolusu arabadan birini seçmeler. Hep artistlik. Bütün filmi, para ve ikili insan ilişkileri üzerine çevirmişler. İnsan ilişkileri de öylesine gergin bi şekilde ele alınmış ki bazı noktalarda, abi sen bu kıza ağız burun dal, sen de rahatla biz de rahatlayalım diyor insan içinden.

Kısacası iş olsun diye film çekmiş adamlar.

Filmin tek güzel yanı, izleyen herkese, o naif Anadolu türküsünü hatırlatması.
Biz de, konuyu özetlemesi için sözü, Balıkesir yöresinin o güzel türküsüne bırakıyoruz:

“Yazması oyalı kundurası boyalı yar benim,
Uzun da geceler yar boynuma sar benim.”



Elektronik Mühendisi, Yazılım Geliştirme Uzmanı, Master Öğrencisi, Müzisyen ve Beşiktaş Taraftaftarı


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir